Çocukluğumun geçtiği 60’lı
yılların Eskişehir’inde bizler için
tatil; okullar kapanınca tuğla ocaklarında
sırtımızda tuğla taşımak,
hal bölgesinde karpuzları kamyondan top gibi havada
atarak tutarak tezgâha yerleştirmek ve kazandığımız
paraları sermaye yaparak sakız, frigo buz alıp
satmaktı. Ayrıca kader kısmet denilen paralı
şans oyunu aracılığıyla umut
tacirliği yapıp yaşıtlarımızın
büyük ikramiye kazanma arzularını harekete
geçirmekti. “Şans talih kader kısmet”
nidalarıyla müşteri arardık. Kader
kısmetin sadece Eskişehir’e özgü
bir şey olup olmadığını bilmemekle
birlikte çok az bir para karşılığı
toplu iğneyi eline alan çocuk, üzerinde açılmamış
bölümleri kazıyıp çıkan
numaraya göre hediye kazanırdı. En büyük
hediyenin numarası (5) idi. Boş çekenlere
sarı renkli ve tadı kötü olan gofret
verilirdi. Çıkması umut edilen hediyeler;
çikolata, sakızlı şeker, kız
kovalayan, renkli tarak, horozlu ayna türü hayallerimiz
gibi değersiz şeylerdi. Televizyonun
ve bilgisayarların hayatlarımızı
esir almadığı o yıllarda her şehirde
olduğu bizim oralarda da çocuklar sokaklarının
tek hâkimleriydi ve sokaklar oyun alanlarıydı.
Bütün bu yokluklara, yoksunluklara karşı
mutluydu, umutluydu, hayalleri vardı. Çocukluk
Halleri; günümüzde 10 yaşında olgunlaşıp,20
yaşında ihtiyarlayan ve aynı zamanda psikolojik
ve duygusal doyum kaynağı olması gereken çocuklarımız
yerine gelecekteki ekonomik destek ve güvenliğin kaynakları
olarak görülen çocuklarımızın
hayatlarından bir kesit olarak düşünülmeli.
